17 Nisan 2010 Cumartesi

Tom Ford - A Single Man

Güzel bir gün... Güzel bir film... Güzel düşünceler...

5 üzerinden 4 diyelim. Özellikle müzikler şahane!



Tom Ford'un anlatımı ve yönetimi güzeldi. Senaryosu da... Bence izleyin. En iyi Erkek oyunculuğunu, özellikle durum oyunculuğunu Colin çok başarılı oynamış. En çok detaylar, detaylar müthişti. Detaylı yazımı tamamlayayım ekleyeceğim.



Ben film müzikleri albümü dinlemeye devam ediyorum... Web sitesinden sizde dinleyebilirsiniz.





  • Tom Ford'un anlatım tarzını sonradan Lee Daniels'e benzettim. Precious'un hayal kurduğunda bambaşkalaşan dünyası gibi, George'un ait olmak istediği dünyayı hayal ettiğinde renklerin canlanması, anlam kazanması mükemmel bir anlatım tekniğiymiş... Renkler canlandıkça sizi içine çekiyor, daha dikkatli izliyorsunuz.

  • Filmdeki sanat yönetimi, özellikle o muhteşem ev; harikuladeydi.

  • Colin'in dış görünüşü, klasik Tom Ford erkek koleksiyonundan fırlamış gibi dursa da, aslında 60 yıllar öyleymiş. Takım elbiseler ise sonunda yazılardan öğreniyoruz, Tom Ford'muş.

  • Ara ara denizde geçen özüne dönme, arınma sahneleri, çok estetikti. Rönesans tabloları gibi...

  • Başlangıçtaki ait olma (çift olma) durumunu, sonunda da görüyoruz. Ve anlıyoruz ki her ikisi içinde "aşkların kavuşması fikri" güzel olmuş. Çok romantikti... Siyah elbiselerden dolayı aklıma "Les Triplettes de Belleville"deki uzun boylu, siyah elbiseli kötü adamlar geldi...

  • Filmin en beğendiğim "sıkıntıya sokma" müzikleri, filmdeki o sepya tonları ile çok uyumluydu. Zaman zaman rahtsız eden saat tıklaması bile, George'un ne kadar kapana kısılmış olduğunun göstergesi idi. Teoman'ı şarkısı geldi aklıma, saniyeler geçmezken nasıl geçsin saatler hayatlar... Paramparça...

  • Benim fragmanı izleyince kurduğum film konusu ile, izlediğim film konusu bambaşkaydı. Filmi izlemeden önce hiç bir şeyden konu ile ilgili haber okumadım çünkü.

  • Kimileri yeni bir Brokeback Mountain demiş film için, bir bakıma benzerlikler olabilir ama; bu daha çok sıkıntılı durumda kalan kişinin eskileri yadetmesi, film ile eskileri öğrenerek, bugünkü halini anlama şeklinde geçen adamın bir gününü izliyoruz. Brokeback Mountain'da ise daha çok ileriye giderek anlatılan, yaşananları ve sonrasını gördüğümüz, bir adamı izliyoruz. Her iki film de çok farklı ve ayrı bence.

  • Sonuç olarak Tom Ford'tan beklenebilecek üzre eşcinsel bir adamı, aşkı anlatan bir film yönetmiş, Senaryosunu yazmış, (ki bir sahnede Büyüm bir yeni ay gördüm, aklıma New Moon geldi; Chris Weitz'den almış galiba görüntüyü dedim,gülümsedim) yapımını üstlenmiş, parayı basıp, hem iyi iş çıkarmış sinema adına, hem başarısı konuşularak kendi reklamını da yapmış oldu. Her ihtimalde dört ayak üstüne düştü.

  • Colin hayatının en iyi performansını oynamış. Dediğim gibi durum oyunculuğu ve eşcinsel bir entellektüeli çok iyi oynamış.

  • Biraz daha zorlasalar, En iyi Yardımcı Erkek Oyuncu olarak Nicholas Hoult Oscar adayı olabilirmiş. Ama gene de sağlam bir başlangıç olmuş.

  • Ve biraz daha zorlasalar, kurgu da daha iyi olsa, En iyi Uyarlama Senaryo içi Oscar adayı olabilirmiş...

  • Filmin bitişinde, filmi Tom Ford'un 23 senelik partneri Richard Buckley'e ithaf ediyor. Tom Ford hakkında biraz arştırma yapınca, bunu kendi ilişkisinde (birbirine aitlik kısmı için) böyle olabileceğini belirtiyor.

  • Tekrar sinemada izler miyim, bilmem ama DVD'si çıksın hemen aacağmn filmi

Blade Runner 2049

yazıyı buraya yazma: 14 Mayıs 2018. / son düzeltme: 29 Mayıs 2018. Uyarı: -- Yazı sonunda küfür var. -- Sürpriz bozucu detay, sanırım yo...