Kitap okumasını bugün bitirdim. Dün gece uykum vardı, fazla okuyamadım. Bugün yolda, otobüs ile gidiş ve dönüşte bol bol okudum. 83. sayfaya geldim.
Roman ilerledikçe daha albenili oldu. Sonunu daha bir merak etmeye başladım...
Amacım zaten Tom Ford'un nasıl bir uayrlama senaryo yaptığını irdelemekti. Yazarın uslubu biraz daha gerçekçi. Ama bir o kadar da eşcinselliği istediği gibi açığa vuramama durumu var.
Akşam eve dönünce okumaya devam ettim ve merakla beklediğim sona ulaştım. 144 sayfa bitti. Kitabı okuyup, bitirdim...
Yer yer bire bir filmdeki sahneleri tekrar yaşadım.
Kısaca filmin daha güzel olduğunu, konseptin, dönem tasvirinin, elbiseler, makyaj, kamera görüntülerinin, anlatım şeklinin, karakter seçiminin -ki özellikle oyunculukta büyük etkisi var- çok başarılı olduğunu ve Tom Ford'un yarattığı o görsel hava, sepya tonları ile George'un kendini bıraktığı zamanlarda renklerin canlanması kısımları; Tom Ford'a sapka çıkarttırıyor. Zira oldukça titiz, dikkatli, duygusal ve albenisi olan bir sonuç izliyorsunuz.
Onun dışında kitap ile çok benzerlikler var. Hatta %80 kitap ile aynı diyebilirim.
Sadece Tom Ford'un filmi daha albenili, daha kolay anlaşılabilir, daha duygulu ve daha eşcinsel.
Kitap yazarı, daha çok kapağındaki o yaşlı adama benzer bir portreyi anlatmış. George'cu, Charley'i, Jim'i, Lois ve Kenny'yi yaratmak başlı başına bir olay zaten. Onları bir model, manken gibi işlemiş Tom Ford. Özellikle Kenny'nin mavi gözleri, pürüssüz genç teni, yanakları, düz yaka kaşmir kazağı, daracacık blue jean'i, Lois'in umursamaz sigara içişi, sarı saçları ve dümdüz eye liner'ı, Colin'in siyah gözlükleri, Tom Ford elbisesi, Charley'in avangard saç modeli, makyajı, gülüşü, alkolikliği, Jim'in herkesi hayran bırakan yüzü, gözleri, çene-burun-dudak kısmı, o baktığınız siyah beyaz fotoğrafı, ve en çok ta beni etikileyen Tom'unda yaşlı bir partner ile beraber olması sayesinde; deneyimlerinden faydalanarak belki, filmde sadakati çok güzel işlemiş. Öyle kondurmuş ki, diyecek söz yok!
Bir başka şaheser de müzikler. Filmin müzikleri o kadar uyumlu ki, onlar olmasa film %50 eksik kalır. Cidden. Tanıtımını sesi olmadan izleyin bir; bir de sesi ile izleyin. Hangisi içinize işliyor?
Herhangi bir cinsel unsur görmeden de gayet erotik olabilen, romans içeren bir film. Gene de R dereceli.
Hadi burda ilkin fragmanı izlediğimde edindiğim yanlış anlamayı da aktarayım...
İleri yaşlarda bir erkek var. Karısı ölünce ya da daha genç zamanlarda yaşadığı eşcinsel aşkı hatırlayıp, aslında eşcinsel olduğunu tekrar ortaya çıkartıyor. Son bir gününde bunlar olup bitiyor ya da karısı bunu öğrenince boşanıyor filan diye düşünmüştüm. Oysa hiç böyle bir şey yok... Filmi izledikçe zaten tüm bunlar patır patır dökülüp gittiler ve ben müzikler bitmeden filmin sonuna kadar salondan ayrılmadım. Büyülenmiştim belki, hiç çıkasım gelmedi.
Filmin finaline çok şaşırsam da, daha sonra "gerçek bu aslında" demeden edemedim.
Hala da inanabilmiş değilim, keşke öyle olmasaydı diyorum ama güzel bir sadakat oldu, güzel bir bütün, aitlik...
Aşkın onurlandırılması... Yükseltilmesi...
Sonra öğrendim ki Tom Ford'ta böyle bir son istiyor...
Uzun süredir düşünüyorum, film müziklerini dinledim, kitabını da okudum; benim imkanları olsaydı ben böyle şahane bir yaratım yapabilir miydim? Bu hikaye herkese açık aslında, herkes alıp sinemaya uyarlayabilir. Ama o büyüyü verebilir miydim? Gülümseyerek cevabım tabii ki hayır!
A Beautiful Mind filmini başka biri çekse, Ron Howard kadar etkileyici olur muydu; o görsellik, o ikilem, o mafya durumları; hiç sanmam...
Ben A Single Man'ı 2009'un en başarılı fimlerinden biri seçtim bile. Bir liste yapar mıyım bilmem ama o özel filmlerden biri olacak benim için.
Not: İlk kez film başlamadan önce sinemada iPod nano'm ile reklamlardan bir bölüm kaydettim. Maksadım Toyota'nın Vega'dan Deniz'in söylediği şarkılı reklamı çıkınca kaydetmek ve o güzel jingle'lı sonra dinleyebilmekti; ama o reklma çıkmadı. Sonra sinema sesi nasıl kaydolacak, rastgele bir reklma kaydettm.. Malum Cinebonus'larda reklamlar çok uzun. Sonradan fark ettim ki, kaydettiğim şey bir moda reklamı... Fabrika 2010 Yaz koleksiyon tanıtımı. Maalesef H.264 vidyo desteği olmadığı için Blogger eklemedi vidyomu...
30 Nisan 2010 Cuma
27 Nisan 2010 Salı
25 Nisan 2010 Pazar
Christopher Isherwood - Tek Başına Bir Adam
merak edene;
yayımlayan: metis kitap
baskı: 3. basım, Aralık 2005
satın alabileceği yer: Beyoğlu, Robinson Crusoe kitabevi.
fiyatı: 11 TL.
Uzun bir gün...
Bugün Avcılar, Mecidiyeköy, Şişli; Taksim, Galata, Eminönü, Mısır Çarşısı, Sahaflar, Laleli; Şişhane, İstiklal, Metis, Elmadağı, Harbiye, Nişantaşı, Maçka; Teşvikiye Camii, Nişantaşı, Taksim, Haliç, Sirkeci, Zeytinburnu, Bakırköy, Kuleli; Avcılar şeklinde otomobil ve yaya yürüyerek geçen bir gündü.
Aldous Huxley'in "After Many a Summer Dies the Swan" kitabını aramakla başladım, öğrendim ki bu kitabı Türkçe'ye çevrilmemiş. Diğer kitapları ve yayınevleri hakkında araştırma yapıp, bu kez Tek Başına Bir Adam kibanının Metis Kİtap tarafından yayınlandığını keşfettim. Bu kez tekrar Beyoğlu'na dönüp, kitabı satın aldım.
İlkin İstiklal'de, üniversiteden İzmir'de oturan arkadaşım ile karşılaştım. İkincisinde ise Tünel tarafında Selma Ergenç'i gördüm. Ara sokalarda barları, kafeler yeniden keşfettim. Ve sonunda hep merak ettiğim ve büyük hayal kırıklığı yaşadığım Metis Kitapevini buldum...
Daha çok yürüyerek geçen uzun bir gündü. Güzeldi...
Aldous Huxley'in "After Many a Summer Dies the Swan" kitabını aramakla başladım, öğrendim ki bu kitabı Türkçe'ye çevrilmemiş. Diğer kitapları ve yayınevleri hakkında araştırma yapıp, bu kez Tek Başına Bir Adam kibanının Metis Kİtap tarafından yayınlandığını keşfettim. Bu kez tekrar Beyoğlu'na dönüp, kitabı satın aldım.
İlkin İstiklal'de, üniversiteden İzmir'de oturan arkadaşım ile karşılaştım. İkincisinde ise Tünel tarafında Selma Ergenç'i gördüm. Ara sokalarda barları, kafeler yeniden keşfettim. Ve sonunda hep merak ettiğim ve büyük hayal kırıklığı yaşadığım Metis Kitapevini buldum...
Daha çok yürüyerek geçen uzun bir gündü. Güzeldi...
23 Nisan 2010 Cuma
Scott Cooper - Crazy Heart
Yazdığım başlıktan bu yana, 1 aydan fazla zaman geçmiş...
Neyse filmi ilzedim. Şahsi tercihim Colin Firth'in ödül alması olurdu ama Jeff'in oyunculuğu (karaktere kattığı kişilik, alkolik halleri ve ön önemlisi bununla birlikte şarkıda söylemesi) güzel. Hakkını vermek lazım. Pekte parlak olmayan adaylardan en iyi o. Bir ara bu şarkıları herhalde La Mome'deki gibi süper kurgu mu yaptılar dedim ama bitiş yazılarından filmdeki kısımları gerçekten de Jeff ve Colin okumuş.
Colin, fena değildi ama onun bu serseri hallerini sevmiyorum, bana ucuza kaçıyor. Sadece onu Minority Report'taki hali ile beğenebildim o kadar.
Maggie, o da oynadığı karakteri sonuna kadar başarılı bir şekilde kanlı-canlı hale getiriyor. Bunu size hissettiriyor. Yer yer dengesiz iniş çıkışlarına sinir olsam da genel ifade ile taşralı kadın portresi güzeldi.
Başka ne kaldı, şarkı kısımlarındaki ses çok iyiydi. Zaten country şarkıcısını anlattığı için film de bol bol şarkı dinliyoruz. Bu bakımdan aday şarkısı da Kurbağa ve Prenses'tekilerden daha iyimiş.
Böyle karamsar filmlerin en azından iyi bir final ile bitmesi, güzelmiş dedirtiyor.
Jeff için daha önce benzer alkolik, sorunlu portreyi Balıkçı Kral'da da gördük. Şimdi ses de ilave edilince yeridir, aldı Oscar'ı.
En iyi Erkek Oyuncu kategorisinden sadece M. Freeman'ı izlemedim.
Sıralamam Jeff, Colin, George, Jeremy diye olsun...
Neyse filmi ilzedim. Şahsi tercihim Colin Firth'in ödül alması olurdu ama Jeff'in oyunculuğu (karaktere kattığı kişilik, alkolik halleri ve ön önemlisi bununla birlikte şarkıda söylemesi) güzel. Hakkını vermek lazım. Pekte parlak olmayan adaylardan en iyi o. Bir ara bu şarkıları herhalde La Mome'deki gibi süper kurgu mu yaptılar dedim ama bitiş yazılarından filmdeki kısımları gerçekten de Jeff ve Colin okumuş.
Colin, fena değildi ama onun bu serseri hallerini sevmiyorum, bana ucuza kaçıyor. Sadece onu Minority Report'taki hali ile beğenebildim o kadar.
Maggie, o da oynadığı karakteri sonuna kadar başarılı bir şekilde kanlı-canlı hale getiriyor. Bunu size hissettiriyor. Yer yer dengesiz iniş çıkışlarına sinir olsam da genel ifade ile taşralı kadın portresi güzeldi.
Başka ne kaldı, şarkı kısımlarındaki ses çok iyiydi. Zaten country şarkıcısını anlattığı için film de bol bol şarkı dinliyoruz. Bu bakımdan aday şarkısı da Kurbağa ve Prenses'tekilerden daha iyimiş.
Böyle karamsar filmlerin en azından iyi bir final ile bitmesi, güzelmiş dedirtiyor.
Jeff için daha önce benzer alkolik, sorunlu portreyi Balıkçı Kral'da da gördük. Şimdi ses de ilave edilince yeridir, aldı Oscar'ı.
En iyi Erkek Oyuncu kategorisinden sadece M. Freeman'ı izlemedim.
Sıralamam Jeff, Colin, George, Jeremy diye olsun...
Shane Acker - 9
5 üzerinden 3.
Fikir, görüntü, tasarım çok iyi.
Ama senaryo zayıf.
Biraz animatrix bölümlerine benziyor, biraz da terminator diyelim. biraz da wall-e diyelim...
Fikir, görüntü, tasarım çok iyi.
Ama senaryo zayıf.
Biraz animatrix bölümlerine benziyor, biraz da terminator diyelim. biraz da wall-e diyelim...
18 Nisan 2010 Pazar
Soundtrack - A Single Man
Canımı açıtmak ve içimi burkmak için sürekli sürekli dinliyorum. Memoirs of a Geisha'dan hatırladığım o uzun çello, keman soloları bu filmde maalesef için burkucu, içe çekici haldeler. Waltz, herhalde en acıyarak dinleyip etkilendiğim bir tarz; Pianist'te de sevmiştim. Keman, piano, gitar; beni ağlatmaya yetecek müthiş silahlar...
Bu filmin müzkleri bambaşka. O saat tıklaması ile beraber, kemanlar ve yaylılar sili alıp götürüyor. İçeri çekiyor. Sıkıyor. Sıkıntıya çekiyor ve hop bitip, orada bırakıyor. Tekrar ve tekrar. Karamsar mıyım? Sanrım filmden sonra böyle oldu.
Oscar adayı olmayan müzikleri detyalı araştıracağım. Sanıryorum özgün, bu film için kompozide edilmiş kayıtlar. Gerçi score tması biraz kısa; o tanıtımda duyduğunuz melodi yani, ama favorim "Carlos" ve "And Just Like That"...
Biraz kişisel bir sorgulama da oldu benim için film, ama gene de müzikleri dinlemeye devam.
Bu filmin müzkleri bambaşka. O saat tıklaması ile beraber, kemanlar ve yaylılar sili alıp götürüyor. İçeri çekiyor. Sıkıyor. Sıkıntıya çekiyor ve hop bitip, orada bırakıyor. Tekrar ve tekrar. Karamsar mıyım? Sanrım filmden sonra böyle oldu.
Oscar adayı olmayan müzikleri detyalı araştıracağım. Sanıryorum özgün, bu film için kompozide edilmiş kayıtlar. Gerçi score tması biraz kısa; o tanıtımda duyduğunuz melodi yani, ama favorim "Carlos" ve "And Just Like That"...
Biraz kişisel bir sorgulama da oldu benim için film, ama gene de müzikleri dinlemeye devam.
Dean Coleman feat. DCLA - I Want You
- Original mix
- Sultan & Ned Shepard remix
- Dave Audé remix
- Andrew Bayer remix
- Sultan & Ned Shepard dub mix
- Andrew Bayer dub mix
Grammy'lerden bahsetmiştim Dave Audé bu kayıt düzenlemesi ile En iyi Remixer adayı olmuştu. Ve ben ona şans tanımıştım. Ama vox tabanlı miksi pek hoşuma gitmedi.
A Single Man öncesi keşfettiğim EP'yi, filmden sonra iç açıcı olarak dinliyorum. Vokaller tabii gene içimi burkuyor...
17 Nisan 2010 Cumartesi
Tom Ford - A Single Man
Güzel bir gün... Güzel bir film... Güzel düşünceler...
5 üzerinden 4 diyelim. Özellikle müzikler şahane!
Tom Ford'un anlatımı ve yönetimi güzeldi. Senaryosu da... Bence izleyin. En iyi Erkek oyunculuğunu, özellikle durum oyunculuğunu Colin çok başarılı oynamış. En çok detaylar, detaylar müthişti. Detaylı yazımı tamamlayayım ekleyeceğim.
Ben film müzikleri albümü dinlemeye devam ediyorum... Web sitesinden sizde dinleyebilirsiniz.
5 üzerinden 4 diyelim. Özellikle müzikler şahane!
Tom Ford'un anlatımı ve yönetimi güzeldi. Senaryosu da... Bence izleyin. En iyi Erkek oyunculuğunu, özellikle durum oyunculuğunu Colin çok başarılı oynamış. En çok detaylar, detaylar müthişti. Detaylı yazımı tamamlayayım ekleyeceğim.
Ben film müzikleri albümü dinlemeye devam ediyorum... Web sitesinden sizde dinleyebilirsiniz.
- Tom Ford'un anlatım tarzını sonradan Lee Daniels'e benzettim. Precious'un hayal kurduğunda bambaşkalaşan dünyası gibi, George'un ait olmak istediği dünyayı hayal ettiğinde renklerin canlanması, anlam kazanması mükemmel bir anlatım tekniğiymiş... Renkler canlandıkça sizi içine çekiyor, daha dikkatli izliyorsunuz.
- Filmdeki sanat yönetimi, özellikle o muhteşem ev; harikuladeydi.
- Colin'in dış görünüşü, klasik Tom Ford erkek koleksiyonundan fırlamış gibi dursa da, aslında 60 yıllar öyleymiş. Takım elbiseler ise sonunda yazılardan öğreniyoruz, Tom Ford'muş.
- Ara ara denizde geçen özüne dönme, arınma sahneleri, çok estetikti. Rönesans tabloları gibi...
- Başlangıçtaki ait olma (çift olma) durumunu, sonunda da görüyoruz. Ve anlıyoruz ki her ikisi içinde "aşkların kavuşması fikri" güzel olmuş. Çok romantikti... Siyah elbiselerden dolayı aklıma "Les Triplettes de Belleville"deki uzun boylu, siyah elbiseli kötü adamlar geldi...
- Filmin en beğendiğim "sıkıntıya sokma" müzikleri, filmdeki o sepya tonları ile çok uyumluydu. Zaman zaman rahtsız eden saat tıklaması bile, George'un ne kadar kapana kısılmış olduğunun göstergesi idi. Teoman'ı şarkısı geldi aklıma, saniyeler geçmezken nasıl geçsin saatler hayatlar... Paramparça...
- Benim fragmanı izleyince kurduğum film konusu ile, izlediğim film konusu bambaşkaydı. Filmi izlemeden önce hiç bir şeyden konu ile ilgili haber okumadım çünkü.
- Kimileri yeni bir Brokeback Mountain demiş film için, bir bakıma benzerlikler olabilir ama; bu daha çok sıkıntılı durumda kalan kişinin eskileri yadetmesi, film ile eskileri öğrenerek, bugünkü halini anlama şeklinde geçen adamın bir gününü izliyoruz. Brokeback Mountain'da ise daha çok ileriye giderek anlatılan, yaşananları ve sonrasını gördüğümüz, bir adamı izliyoruz. Her iki film de çok farklı ve ayrı bence.
- Sonuç olarak Tom Ford'tan beklenebilecek üzre eşcinsel bir adamı, aşkı anlatan bir film yönetmiş, Senaryosunu yazmış, (ki bir sahnede Büyüm bir yeni ay gördüm, aklıma New Moon geldi; Chris Weitz'den almış galiba görüntüyü dedim,gülümsedim) yapımını üstlenmiş, parayı basıp, hem iyi iş çıkarmış sinema adına, hem başarısı konuşularak kendi reklamını da yapmış oldu. Her ihtimalde dört ayak üstüne düştü.
- Colin hayatının en iyi performansını oynamış. Dediğim gibi durum oyunculuğu ve eşcinsel bir entellektüeli çok iyi oynamış.
- Biraz daha zorlasalar, En iyi Yardımcı Erkek Oyuncu olarak Nicholas Hoult Oscar adayı olabilirmiş. Ama gene de sağlam bir başlangıç olmuş.
- Ve biraz daha zorlasalar, kurgu da daha iyi olsa, En iyi Uyarlama Senaryo içi Oscar adayı olabilirmiş...
- Filmin bitişinde, filmi Tom Ford'un 23 senelik partneri Richard Buckley'e ithaf ediyor. Tom Ford hakkında biraz arştırma yapınca, bunu kendi ilişkisinde (birbirine aitlik kısmı için) böyle olabileceğini belirtiyor.
- Tekrar sinemada izler miyim, bilmem ama DVD'si çıksın hemen aacağmn filmi
Yes, that i want it!
I listening Dean Coleman feat. DCLA-I Want You (Dave Audé Remix) which Grammy 2010 Nominated "Best Remixed Recording" category... Well, OK. Today, I want to be in London. I want to walk huge avenues of London under the rain or cloudy day... As well as sit in a Rough Trade likes store. And want to drink a cup of coffee looks at on my hands Tracy Thorn's "Oh, the Divorses!" 7" vinyl. To celebrate "Record Store Day"... But, it is not happen... When song ends, I will open my eyes, wear daily clothes and going to watch Tom Ford's "A Single Man" movie who at last came to movies in Turkey this weekend. Sorry vinyls... Sorry Tracy... World changes/wholes like its... But nothing cant felling like its... Like a shinny day near at lake and no silence... Just a gramophone and on, a record playin'...
15 Nisan 2010 Perşembe
Ron Clements & John Musker - The Princess and the Frog
Sinemada tanıtımların izlediğimde ilkin, "ay bu ne salak film demiştim. Disney'in işi yok, eski masalları ısıtıp önümüze sunuyor; yeniliklerden haberi mi yok!" demiştim. alın size önyargı! Sonunda filmi DVD'den izledim. Sinemadayken izleme şansım olamadı. 3 dalda Oscar olmasını bırakın, En iyi Animasyon'a ady omasına bile bozulmuştum...
Ama neredeyse "Chicago" gibi bir şey olmuş bu film diyebilirim abartıp! Bence 3 adaylığını da hakkıyla hak etmiş. Ben çok keyif aldım izlerken. Çokta güldüm... İlk kez Disney bir zenci karakteri baş role taşımışmış! Ve senaryo üzerinde biraz daha iyi çalışsalar, Shrek'te olduğu gibi, En iyi Uyarlama Senaryo adayı da olabilirmiş. Hikaye ve anlatım gayet yalın ve yeterliydi bence. Şarkıalra gelince, eğer caz severseniz sorun yok, filmi de seviyorsunuz. Yoksa, zorlama olup çıkar bence, filmi de beğenmezsiniz. Jazz müzikleri oldukça başarılı. Bence Almost There güzel şarkıymış, ilk 3'te rahat yerini alırmış.
Aday olan 5 animasyondan sadece, Secret of Kells'i izleyemedim. Diğer 4 filmi Up, Mr. Fox, Frog ve Coraline diye sıralayabilirim. 5 üzerinden 3,5 diyebilirim.
Ama neredeyse "Chicago" gibi bir şey olmuş bu film diyebilirim abartıp! Bence 3 adaylığını da hakkıyla hak etmiş. Ben çok keyif aldım izlerken. Çokta güldüm... İlk kez Disney bir zenci karakteri baş role taşımışmış! Ve senaryo üzerinde biraz daha iyi çalışsalar, Shrek'te olduğu gibi, En iyi Uyarlama Senaryo adayı da olabilirmiş. Hikaye ve anlatım gayet yalın ve yeterliydi bence. Şarkıalra gelince, eğer caz severseniz sorun yok, filmi de seviyorsunuz. Yoksa, zorlama olup çıkar bence, filmi de beğenmezsiniz. Jazz müzikleri oldukça başarılı. Bence Almost There güzel şarkıymış, ilk 3'te rahat yerini alırmış.
Aday olan 5 animasyondan sadece, Secret of Kells'i izleyemedim. Diğer 4 filmi Up, Mr. Fox, Frog ve Coraline diye sıralayabilirim. 5 üzerinden 3,5 diyebilirim.
12 Nisan 2010 Pazartesi
Phil Lord & Chris Miller - Cloudy with a Chance of Meatballs
Hoş bir fikir ama yeterli olamayan bir senaryo ve zamanla sıkan konu ve dağılan hikaye... Sanırım 3 boyutlu gösterildi sinemada. Ama ben DVD'den izledim. Senaryo biraz daha düzgün olsa, Caroline yerine aday olabilirniş. 5 üzerindne en çok 3 diyebilirim. Daha çok çocuklara göre...
Wes Anderson - Fantastic Mr. Fox
5 üzerinden 4; 4,5 diyebilirim. Oldukça özgün, karizmatik ve keyifli bir yapımmış.
9 Nisan 2010 Cuma
Alan Parker - Midnight Express
1978 tarihli bu film çoğu kişice bilinir ki yurdışında Türkiye karşıtı olarak bir çok yaygara ve kötülemeye malzeme olmuş bir filmdir. Yönetmeni Alan Parker, senaristi Oliver Stone'muş hayli çok zaman sonra keşfettim bunları.
Alan Parker'i 1997'de Evita ile izlemiştim. Pek beğenmemiştim. Oliver Stone'dan da Büyük İskender filmi ile nefret ettim. Sonra öğrendim ki o meşhur filmi bu adam yazmış. İflasın eşiğine geldiğinde, yaklaşık 30 yıla yakın süredir gelen bu kötülme kampanyası ve "gerçek bir hikayeden senaryolaştırılmış" tantanasının aslında götünden uydurma olduğunu itiraf etmiştir. Türkiye'den af dilemiştir...
Film, hatta 6 dalda Oscar'a (En iyi Film, En iyi Yönetmen, En iyi Yardımcı Erkek Oyuncu, En iyi Kurgu) aday olup; 2 Oscar (En iyi Uyarlama Senaryo, En iyi Müzik) ödülü kazanmıştır. Bir de 18 yaş üstü içinmiş... Peh...
Alan Parker'i 1997'de Evita ile izlemiştim. Pek beğenmemiştim. Oliver Stone'dan da Büyük İskender filmi ile nefret ettim. Sonra öğrendim ki o meşhur filmi bu adam yazmış. İflasın eşiğine geldiğinde, yaklaşık 30 yıla yakın süredir gelen bu kötülme kampanyası ve "gerçek bir hikayeden senaryolaştırılmış" tantanasının aslında götünden uydurma olduğunu itiraf etmiştir. Türkiye'den af dilemiştir...
Film, hatta 6 dalda Oscar'a (En iyi Film, En iyi Yönetmen, En iyi Yardımcı Erkek Oyuncu, En iyi Kurgu) aday olup; 2 Oscar (En iyi Uyarlama Senaryo, En iyi Müzik) ödülü kazanmıştır. Bir de 18 yaş üstü içinmiş... Peh...
Florian Henckel von Donnersmarck - Das Leben Der Anderen
"Başkaların Hayatı" Türkçe ismi ile Hürriyet Film Kulübü DVD'lerinden biriydi. 2007 yılı Oscar ödüllerinde En iyi Yabancı Film ödülü kazanmış. Açıkçası 5 üzerinden rahatlıkla 4; 4,5 verebilirim. Belgesel tarzında, oldukça yalın, klişe bir konu olsa da, senaryo ve anlatımı başarılı. Detaylara odaklanırsanız, filmi gayet iyi anlarsınız. Entelektüel durumdan bahsetse de, günümüz ERGENEKON durumu ve siyaset üzerine de değerlendirme yapabileceğiniz güzel bir film. Saçma filmlerden sonra gayet iyi geldi...
Sırada kurbağayı öpme var... Nivea lip stick'imi alıp geliyorum!
Sırada kurbağayı öpme var... Nivea lip stick'imi alıp geliyorum!
7 Nisan 2010 Çarşamba
5 Nisan 2010 Pazartesi
Tomomi Mochizuki - The Ocean Waves
2 kötü filmden sonra bir animasyon ile durumu telafi ettim. Fena değil ama iyi de değildi. Gerçi lise aşıklarını, lise zamanını ve iki iyi erkek arkadaş arasında okula yeni gelen bir kız... Bana üniversite zamanımı anımsattı...
4 Nisan 2010 Pazar
Andy Tennant - The Bounty Hunter
iTunes'te tanıtımını izleyince, "gülünüp, eğlenilecek gibi bir şeye" benzeyen filmi izleyeceğim... Umarım ortalamanın üstündedir... // Maalesef ki sinemaya girdiğinde gülmek için gider izlerim diyordum ama değil. Biraz eski teldeki kuş havası yakalamak istemişler, şimdi o geldi aklıma; ama sıradan, vasat bir film olmuş. Jenny kötü, Gerard maço erkek hali ile, ki sanırım onun için eğlence olmuştur bu. Jenny sürekli bir gözlerini full açma harekinde, çok güldüm ona. hepsi bu 5 üstünden 2 diyelim... 2 de etmiyor ya, neyse...
Phil Traill - All About Steve
Sonunda Sandra'nın geçen yıl yaptığı 3 filmi de izledim. All About Steve için her ne kadar film demek yanlış olsa da...
Mary eğlenceli ve yorucuydu. Fazlası, insanı aptallaştırıyor. Ama gene de güldüğüm oldu. Neyse ki, Transformers 2 geçen senin en kötü filmi olmuş. Bu film ondan "biraz" daha iyi... Sandra'nın salak rolü de yapabildiğini gördük. Umarım film boyunca salak olmamıştır... Ben onun Propasol'daki halini seviyorum...
Mary eğlenceli ve yorucuydu. Fazlası, insanı aptallaştırıyor. Ama gene de güldüğüm oldu. Neyse ki, Transformers 2 geçen senin en kötü filmi olmuş. Bu film ondan "biraz" daha iyi... Sandra'nın salak rolü de yapabildiğini gördük. Umarım film boyunca salak olmamıştır... Ben onun Propasol'daki halini seviyorum...
2 Nisan 2010 Cuma
Madonna - Sticky & Sweety Tour
13 şarkılık tur ses Cd'sini hiç beğenmedim... Dikkat çekici tek şarkı She's Not Me. Hele ki Music kaydının bu hali boktan. DVD izlemedim ama Re-Invent ve Confessions Tour'lar kariyerinin hem en iyi ses kayıtları hem de en iyi turneleri bence. Özellikle Confessions...
1 Nisan 2010 Perşembe
1 Nisan... Zam Zam...
Vodafone Yeni Cep 1 tarifesi, Avea Hepsi Bir tarifesi, Turkcell Süper Tarife detayları...
Anlaşılan hepsi 3 dakikası 30 kuruş zammını çoktan hazırlmamış, bugün lanse etmiş...
J. J. Abrams - Star Trek
Oldukça basit, klişelerle dolu, TV'de izlemek için ideal bir filmdi.
Eric Bana, Zoe -Avatar'daki kız-, Slayer ve Kaptan Jim -nam-ı diğer sokak piçi- iyiydi. Efektleri basitti. Sadece Matrix'teki Sentillerlere benze Rumols'ların uzan gemişi ve açlıştaki kara delikten çıkıp Atılgan ile karşılaşmaları güzeldi. Bir de para paraşüt şut sahnesi. Gerisi hepdiğer filmlerden alıntı... Beklediğimden daha basit, Amerikanvari gençliğe hitap, 13'lü yaşlar için bilim kurgu olmuş. dedğim gibi konusu da klişe. Olaylarda ardı ardına tahmin edilerek, bir sonraki sahnede neler olacak anlayabiliyorsunuz. Bu da doğal basit TV programlarını anımsatıyor ve sizi heyecanlandırmıyor... 5 üzerindne 2 diyelim...O da Barbie bebek Zoe, Slayer'in oklava yutmuş diksiyonu, Eric Bana'nın makyajı için...
Dip not: Uçurum sahnesi LOTR'den, anneye olan düşkünlüğü ve buzul sahneleri STAR WARS'tan bire bir alıntı.
Eric Bana, Zoe -Avatar'daki kız-, Slayer ve Kaptan Jim -nam-ı diğer sokak piçi- iyiydi. Efektleri basitti. Sadece Matrix'teki Sentillerlere benze Rumols'ların uzan gemişi ve açlıştaki kara delikten çıkıp Atılgan ile karşılaşmaları güzeldi. Bir de para paraşüt şut sahnesi. Gerisi hepdiğer filmlerden alıntı... Beklediğimden daha basit, Amerikanvari gençliğe hitap, 13'lü yaşlar için bilim kurgu olmuş. dedğim gibi konusu da klişe. Olaylarda ardı ardına tahmin edilerek, bir sonraki sahnede neler olacak anlayabiliyorsunuz. Bu da doğal basit TV programlarını anımsatıyor ve sizi heyecanlandırmıyor... 5 üzerindne 2 diyelim...O da Barbie bebek Zoe, Slayer'in oklava yutmuş diksiyonu, Eric Bana'nın makyajı için...
Dip not: Uçurum sahnesi LOTR'den, anneye olan düşkünlüğü ve buzul sahneleri STAR WARS'tan bire bir alıntı.
Dakka 1, Gol 1
Vodafone Türkiye, 1 Nisan 2010 itibari ile kontör yerine kuruş hesaplamasına geçince, şu an kullanmakta olduğum 3 dakikası 1 kontör tarifesini TL bazında 3 dakikası 20 kuruş iken %50 zam yaparak, 3 dakikası 30 kuruş yapmış... Dakka 1 gol 1 işte buna denir... Pes yani... Türk Telekom'u mu örnek alıyorlar nedir... Nerde indirimler Vodafone?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Blade Runner 2049
yazıyı buraya yazma: 14 Mayıs 2018. / son düzeltme: 29 Mayıs 2018. Uyarı: -- Yazı sonunda küfür var. -- Sürpriz bozucu detay, sanırım yo...
-
Tavuk sote yedik. Çok yağlıydı... Altın Küre ödülleri Avatar'a gitmiş, bari Oscar'lr gitmese... Hayatım izlediğim en klişe film! Nas...
-
26.01.2009 tarihinde Comments From Another Room üzerinden, yazan: Muttalip ÜÇ MAYMUN: 8/10 Uzak filmini izleyememem bende saplantılı bir h...
-
Çarşamba: kızarmış patetes üzerine kaşar serpiştirilmiş şeklindeki yemeği (!) yedik. onlara göre "kaşarlı patates" yemeğiydi bu. Ç...


