30 Temmuz 2010 Cuma

  • Perşembe yoğun sıcak...

  • Sirkeci yolları, SGK...

  • Tranvay'dan Sultanahmet önündeki kaldırımların da kazıldığını görme...

  • Çoğunlukla Alman turistler tatil heyecanı ile güneşin altında...

  • İş dönüşünde radyoda Serdar Ortaç'ın "poşete yazık" cümleli şarkısını dinlemeye maruz kalma...

  • Gece hava serin, güzel... 2 gündür miyavlayan yavru kediyi de bulabilsem süper olacak.

  • Işığı açık, camı açık diye odama dalan Kuzuların Sessizliği misali gibi kelebeklerden önce ürküyor, sonra onları yakalayıp, dışarı salmaya uğraşıyorum...

  • Uçan şeylerin pat diye üstüme konmasından/konmaya çalışmasından ürküyorum.

  • Gece yürüyüşe çıkınca, caddede, kaldırımda, siyah böceklere denk gelmemem için, onlara basmamak için, Jack Nicholson'ın Melvin'i gibi sağ sola sekmekten usandım. Belediye; akşam saat yedide çöp toplamaya çıkıp trafiği kilitleyeceğine, şu sokaklardaki böcek olayına bir çözüm bul. Artı çöp kutularına da bir çözüm bul. Lakin başka hiç bir yerde olmayan sözde modern çöp kutularınız ve toplama şekliniz var Avcılar'da... Ki sokaklar pislik içinde... Çöp kutuları yolun ortasında, park etmiş araba gibi...

  • Oy vakti, kana susayan vampir gibi tabutunda çıkan siyasiler, neden kaldırımları zap edip, kendi malı gibi kullanan dükkan sahiplerine ceza kesmiyor? Etkili olamıyor? Neden kesik çizgiler gibi kaldırma in, çık yaparak yolda yürüyoruz?

  • Bazan sırf kültür yüzünden, zengin bir semte veya karşıya, Anadolu Yakası'na taşınmayı (sık sık) düşünüyorum.

  • Geçen nakliyecilik yapan biri Skype'sine "dürüstlük kültür..." diye yazmış, ilk kez böyle bir tanımlama gördüm. Açıkçası şaşkınım da; kendime pay mı çıkarsam, yoksa adam kazık mı yemiş, konduramadım.

  • En beğendiğim film listesi yapacaktım, hazır aklıma gelmiş iken Kuzuların Sessizliği ve Benden bu Kadar filmerini en iyi 20 film listeme koyabilirim. Ve Piyanist, Y.E. Kralın Dönüşü, Kaplan ve Ejderha ya da Matrix, Ruhların Kaçışı, Kara Şövalye başka aklıma gelenler...

27 Temmuz 2010 Salı

Tarkan ve benzerleri; hiç albüm çıkarmasa, emekli olsa...

Ne gereği var işe yaramayacak bir albüme daha? 30 saniyelik ön-dinleme yaparak bile albümün ne kadar kötü olduğunu yapan, yaptıran, yapıma destek olan; anlayamıyor mu? Sertab'ın orta halli Rengarenk albümü bile daha kaliteli. Zamanın yıldızları parıltısını yitirince artık kenara çekilmeli ve yenilere yol açmalılar. Kartvizit niyetine albüm yapmalar artık satmıyor; o 2003'lerde modaydı.

25 Temmuz 2010 Pazar

Lee Unkrich - Toy Story 3 (in Real 3D)

Açıkçası çok şahane bir şey değildi. Eğlenceli idi. Yan karakterler fazla zorlama olmuş. Ken ve Barbie yeteri kadar tatmin edici değildi. Konu biraz dağınıktı sonlara doğru...



Ama film başlangıcındaki Pixar kısa filmi Gece ve Gündüz şahaneydi.

Bu ara Pixar'da açılış logosunu 3D yapmış...



Evde izlediğim 1 ve 2'nci Toy Story'ler daha iyiydi, onlara da çok güldüm.



Ayrıca üniversiteye gelmiş birinin, Amerikan Pastası gibi filmlere konu olan baştan çıkmalarına hiç aldırmadan hala oyuncaklarına tutku ile bağlı olması bira problemli bir gençlik habercisi...



Hele ki o dev bebek, çok lanet bir şeydi... Çok itici.

12 Temmuz 2010 Pazartesi

Var mıyım, yok muyum; yoksa birden çok muyum?

Uzun zamandır yazmadığımın farkındayım.

Günah çıkarmak içinde yazmıyorum. Sadece istediğim gibi gitmiyor işler. Bu yüzden de gündelik rutin işlerim artıyor, artıyor... Ve bazen -ki bu son zamanlarda sürekli bir hal aldı- düzenli bir şey yazamıyorum.



Bu haftadan beri, boğazım ağrıyor. İş yerinde ceyranda kaptığım soğuk algınlığı, otomobilin kliması ile devm etti.

Hala da ediyor. Pastil yemekten bıktım. Zoraki bir şeyler canımı sıkıyor.



Yeni keşfim Sam Sparro "Black and Gold". Daft Punk ile aynı yıl, En iyi Dans Kaydı Grammy adayı olmuş; ben görmezden gelmişim. Araştırınca, anladım. Şarkı da çok sardı, Womanizer''in kopya olduğunu anladım böylece.

Bir yandan da Cem Adrian'a benzetiyorum ara sıra. Öyle biri vardı, masum bir ara. Sonra kasıntı oldu, gitti. İşte insanlar alternatif olacağım derken, yok olup gidiyorlar...



Sonra Estellê'nin American Boy kaydını yorumladığı vşdyoları filan izledim YouTube'ten...

Eğlenceli hoş. Daha önce fark ettiğim üzre Basement Jaxx albümünde de yer alıyor. Bilmeyene duyurulur.



D&R açacak kadar CD satın aldım galiba. Maaşımı buraya yatırmaktan vazgeçip, yatak alma planımı uygulamaya geçmeliyim artık. İşbir yatak viscoelastik yatak sordum 2 bin TL dediler. O da güzel...



Başka Tweeter'da Doğan, Güneş ve Berke'yi okuma hobim oldu.



Alicia Keys tüm albümlerini aldım. Yıllardır merakla durduğum "The Diary of Alicia Keys" cidden sağlam albüm. En sevdiğim kaydı da "Diary". Nedendir bilmem ama bende bambaşka bir büyüsü var. Keşke son albümü de 1 numra olup, çıkardığı ilk 5 albümü de 1 numara olmuş tek kadın şarkıcı olsaydı.



Hayatımı değiştiren Radiohead'in sonunda bir CD albümünü de aldım.



iPod nano'mu düşürdükten sonra, koruma için silikon kılıf ve şeffaf bant ile kapladım. Sanki kutusundna yeni çıkartır gii bir şey oldu. Pek kullanasım kalmadı bu hali ile. Daha çok alıp atasım var...



İstanbul Ticaret Odası'na gittim. Bayıldım, bayıldım, bayıldım oraya. Bir yolunu bulup, orada çalışmak istiyorum.



Otomobil ile yollarda bazen kendimi Madonna'nın What Feels for A Girl vidyosundaki gibi hissedip, nihilistsizleştiğimi düşünüyorum. Ya da öyle olmayı istiyorum.



Yollarda ölen, ezilen hayvanları gördükçe, içim acıyor. Hele onların defalarca üzerinden geçilip, yok olana kadar ezilmleri çok daha acı, acıtan bir durum. Bazen bu yüzden inanlardan nefret ediyorum.



Kendimi Mudo, FTS 64, T-box ve LCW'nın yürüyen mankeni ilan ettim geçenlerde. Zaten kendime ait yeni bir gardırobum olsa, maaşım bu sefer giysiylere yatacak. Bir de kadım olduğumu var sayarsam, kesin zengin ve yakışıklı bir sevgilim olmalı, mesela Cansel Elçin gibi bir şey olsun yeter... Bende Victoria Beckham gibi biri olurdum.



Cuma günü az daha Edirne'ye gidiyordum. Gerçi vaktim olsaydı, yarım saat daha ilerleyip, giderdim. Artık başka zaman...



Otomobil ile bildiğim yolları yürüyerek veya metrobüs ile geçmişbiri olarak; yeniden keşfetmek başka bir şey... Bir de otomobil ile şehirde kaybolmak var ki, aynı elbise ile bir partide pişti olmak kadar rezil bir şey... Bu yüzden konuşan, yönlendiren bir GPS cihazına ya da bir co-pilot'a bazen inanılmaz ihtiyaç duyuyorum. (Not: Herkesin Mahmut'u yok nasıl olsa!)



Yaz geldi, geçti, bitiyor; ben hala denize gitmedim. Gerççi gitmeyi de istemiyorum. O kadar insanı görmeyi, çekmeyi istemiyorum. Bir hotele, bir havuza filan mı gitsem? Ya da TEM otoyoluna manzarası olan, ayçiçek tarlaları ile arkadaş olan, çölde vaha mahiyetinde sayılabilcek villalardan biri ile tanışıp, arkadaş mı edinsem... Who is want to me!



Hala ayağıma pansuman yapıyorum! Tuzlu su serumum bitmeküzere artık. (denize gidersem boşalan şişesini de doldursam iyi olur...)



Yığınla film ve müzik albümü ve düzeltilecek bir blog beni bekliyor. Daha Aşk-ı Memnu kitabını açmadım bile.

Vodafone asistanlık hizmeti vermiyor mu...

3 Temmuz 2010 Cumartesi

playlist

David Slide - The Twilight Saga: Eclipse

Kötü değildi... Eğlendiğimi ve seriyi güzel devam ettirdikleri için sevindiğimi söyleyebilirim.



Amy Winehouse'a benzeyen Rosalie'ye, siyah saçlı Esme'ye, değişen yuvarlak yüzlü, bebeksi, öfkeli ya da iki yüzlü görünen eski Victoria yerine mankemsi bir Victoria'ya çabuk alıştım. Ama Victoria olmamış...



Alice'ın ve Bella'nın perukalarına çok güldüm. Bella'nın sanki halıda yuvarlanmış gibi duruyordu saçları. Sonbahar sanki, hep kahveregi tonları vs...



Hele ki dağ sahnesinde lapa lapa kar yağarken, ne Bella'nın, ne de Edward'ın üstünde bir gram kar vardı... En çok ta kedi maması gibi duran, bok rengi Jacob'un kurt kolyesıne güldüm... Bir ara bende Jelibon Frutty'lerden meyve sepeti kolyesi yapcam. Bella boynuna takar... Aklına gelir de fark ederse, acıkınca yer...



Eklmeyi unuttum, ek kitap Bree'de filmde kullanılmış; okuduğum temel cümlelerde filmde var. Onu oynayan kızda güzeldi.



Bir de bu filmde hiç ön planda olan şarkı yoktu. Olsun, bu da iyi.

1 Temmuz 2010 Perşembe

Soundtrack - In the Mood for Love

İzlediğimde vurulduğum, müziklerini dinlemek için bile VCD'sini tekrar izlediğim, (sevişme sahnesi içermemesine rağmen) izlediğim en güzel aşk filmi idi, Brokeback Mountain'den önce.



Bugün CD bukletine bakarken fark ettim ki, o vurduğum keman solo kayıtlarını, tom Ford'un A Single Man filminde de kayıtları olan Shigeru Umebayashi yapmış. Tom'u bir kez daha kıskandım!



Film ile müzikler o kadar yalın, o kadar naif ki; nasıl anlatayım, bende özel bir yanı var.

Film de izlediğim beri kesinlikle ilk 10 film içinde yer aldı.

Sevişme sahnesı içrmeden; romantik, müthiş bir aşk filmi...



CD albümü bulamayanlar varsa, Beylikdüzü Media Markt'ta sanırım son 3 kopya hala satılmayı bekliyor.

Alicia Keys - The Element of Freedom

Özellikle ön kapak fotoğrafı mükemmel. Baktıkça içime huzur doluyor. İlk duyduğumda vurulduğum Empare of State ise şahane

Blade Runner 2049

yazıyı buraya yazma: 14 Mayıs 2018. / son düzeltme: 29 Mayıs 2018. Uyarı: -- Yazı sonunda küfür var. -- Sürpriz bozucu detay, sanırım yo...