29 Ağustos 2009 Cumartesi

Nanni Moretti - The Son's Room

Oldukça övülmüş, vs içerikli bir filmmiş diye alıp izledim ve hiç beğenmedim. Film ilk baştanberi sonun ne zaman geleceğini, yani kazanın olup, adamın evladını kaybetmesini bekletir hale getiriyor. Tip itibari ile aklıma hep Yaprak Dökümü'ndeki kahveci Ahmet Bey geldi. Filmin ilk %30 geçtikten sonra, 4 kişilik aile 3 kişi kalıyor ve depresyona giriyor. Bu uzun bir süre devam ediyor... Hala devam ediyor ki siz d esıkıntıdan depresyona giriyorsunuz; ne zaman bitecek bu film, ne saçma konu, hep dönüp dolaşıp aynı şeyi söylüyor diye...

Biri kaybetmek, çok sevdiğiniz biri mesela; insan bu kadar üzülür mü? Şahsen ben bu kadar yıkılmam. Şu an fikrim bu. Ama 1 saat aynı konuyu işleyen bu film yerinine, "Brokeback Mountain"da kısa bir sahne, kaybedilen kişinin ne kadar önem taşıdığını, sizi vurarak, yıkarak çok güzel anlatıyor.
Hem her aile böyle salya sümük, bir birine bağlı değil. Altın Palmiye almış ama bana hitap etmedi. 2 yıldız.

28 Ağustos 2009 Cuma

Steven Soderbergh - My Girlfriend Experience

İlginç bir konusu olan sanırım belgesel olarak sınıflandırılan bir film. Apple film tanıtımlarında fragmanını görmüştüm. Eskort bir kız ve spor hocası olan erkek arkadaşı ve kızın güncel yaşantısı ile eskortluk hikayesini anlatıyor. Yani hem eskortsun, hem de normal bir ilişkin var. Bu kadar geniş olunabilir mi? Değişik bir yapım. 18 yaş üstü. Kız güzeldi. Şevval Sam'a benzettim. Zarif... 3 yıldız. Belirsizlik ve puslu görüntüler için.

27 Ağustos 2009 Perşembe

George Lucas - Star Wars: Episode II - Attack of the Clones

Fazla ilgi çekici değil ama Padme ve Anakin'in aşkı pekişiyor. Anakin ilk kez öfkesine yeniliyor. Ölüm Yıldızı gemisinin planları yollanıyor. Obi Wan çok kuralcı. Anakin elini kaybediyor. Cumhuriyet bir diktatör, Lord Sidious tarafından kontrol ediliyor. Yeni nesil uzay gemisi çizimleri çok parlak ve hoş değil. Çok ovaller. 3 yıldız gibi.

Adrian Lyne - Flashdance

Son zamanlarda izlediğim en keyifli filmdi öncelikle. Evet eski, 80'lerde geçen bir konu ama gayet doğal ve ne bileyim, o dönemi seviyorsunuz. Kişiler, konu samimi. Bir hayali ve erkeksi bir kızı; hayatta varolmayı sürdüren bir güzel kızı ve bale dansçısı olması hayalini izliyorsunuz.

"Flashdance... What A Feeling", "Maniac" kayıtları çok güzel. Aklıma hep iPhone'u olan kız -başroldeki kızın gözleri ve yüzü ona çok benziyordu-, Hande Yener'in Romeo vidyosu, Geri Halliwell'in It's Raining Man vidyosu, bazı bazı ve sonlara doğru Ayşegül Aldinç ve Kara Sevda şarkısı geldi. Kızın sevgilisi de çok hoş adam, çok tanıdık birine, eski Türk filmlerinden birine benziyordu.

Giorgio Moroder zaten 80'lerin müzik dahisi. Bir dönemin tüm müziklerini yapmış kişi neredeyse... "I Feel Love"dan tutun da, "Take My Breath Away"e kadar... Kendisini kıskanıyor ve gıpta ile bakıyorum. Başka, DirtyRockers'ın sample yaptığı kayıt ve Britney Spears'ın söylemeye çalıştığı cover "I Love Rock 'n Roll" da filmde geçen kayıtlar arasında idi.

Bir de final sahnesinde kız sahneleyeceği dans için 12 inç plağını getir ve pikapa takar. O zaman için müziğin dinleneme biçimi buydu. Şimdi ise iPod'unu Hi-Fi desk'ine getirip, şarkını başlatıyorsun. Böyle olmasa da bir gün olacaktır... SD kartını tak, şarkın çalsın...

Ayrıca hep bisiklet kullanması, var olabilemyei sürdürebilmek için birden fazla işte çalışmayı ve ahlakını yitirmemesi (dansçı ile striptizcinin faklı olması gibi) oldukça günümüzde göremediğimiz ve özlediğimiz bir davranış/tepki diyebiliriz.

26 Ağustos 2009 Çarşamba

Redd'e dair

Kendileri ile tanışıklığım, müzikal anlamda;  "Bahçelere Daldık" klibi ile oldu sanırım.  Sonra devamı "Öperler" klibi ile geldi. "Bilmiş" ama "snop duran" tiplerdi... Bir an geldi ki; hiç bir şey ürpermeme engel olamadı. "Hala Aşk Var mı?" çalıyordu... Power Club'tan satın almıştım hemen. Kayıtsız kalmak imkansızdı...


Ve şimdi "21" albümü...

Bende askere gitmeden kaydettikleri "Redd Akustik" albümü ve DVD'si ise bambaşka.


Yakında "Plastik Çiçekler ve Böcek" ile "21" albümleri hakkında yazacağım. Ama dilimde kalanları diyemeden geçmeyeceğim. "Prensesin Uykusuyum", "Artık Melek Değilim"...

"Kirli Suyunda Parıltılar" ne demek hala bilmiyorum; cidden. Bloglarını, web sitelerini gezdim, sıra Ekşi sözlükte...

"21"den ise en çok "Sukut"ta şok geçirdim. "Yaşandım Daha Çok", "Özgürlük Sırtından Vurulmuş", "Sevsen de Sevmesen de" ve ilk vidyo "Don Kişot", beni ilk şaşırtanlar.


Henüz "21"i hazmedebilmiş bile değilim... Ki müzikal ve kayıt anlamında en iyi albümleri olmuş. Kendilerini aştıkları ve markalaşmaya bir adım daha önem verdikleri; bir yandan konsept albüm olmasına rağmen, "single" olarak ta yayınlanabilecek şarkıların olması ve bunu bütün olarak yaratmaları; titizlikleri vs. bambaşka bir taktire değer. Önlerinde saygıyla eğilmek gerek! Yalın'ın "Ben Bugün" albümünde kullandığı bando tarzı melodilerden onlarda da var. Acaba askerden mi kaldı dedim, bu tarz bana Karnavalları ve bir resmiyeti anımsatıyor. Birazda eskilerden kalan bir yaşam gibi... Ve ilk kez Doğan'ın vokali arka plana itilmiş. Bas gitar ve (meşhur) büyük davul sesleri daha ön planda...

Neyse bahsedeceğim...


Ve ilk fırsatta bir Redd konserine gitmek, onları canlı dinlemek istiyorum, onlara hayranım!


--

Redd'in "21" albümünü alıp dinleyince ilk izlenimlerim bunlarmış. Sırasıyla diğer albümlerini (50-50 hariç, basımı tükenmiş) satın aldım. Ve konserlerine de gittim. Sonuç; oldukça memnunum. Favori kaydım "Aşktı bu" ve "Öyle Boş ki Hayat".

Zack Snyder - Watchmen

Sadece karamsarlığı ve karışıklığı güzeldi. Süper kahramanların arka dünyası, seks, entrika ve muamma kurgusu ile izlerken uyuyun gitsin... Kesinlikle 18 yaş üstü filmi. Ve Rorschach karakteri güzel.

24 Ağustos 2009 Pazartesi

Calvin Harris - Ready for the Weekend

İlk albüne göre gene disko soundunda ama daha güzel ve daha dinlenebilir bir albüm. Vocader mucizesi ile vokaller sıkmıyor, müzik yormuyor. Ben sevdim.

Björk - Voltaic

Björk'ün yeni Dünya turnesi sonucunda, Live Box Set'den sonra ilk canlı kayıt albümü. Medulla ve Volta ağırlıklı olsa da, eski sevilen şarkıları da yer alıyor.

Yeni albüm Volta'yı ben beğenmedim. Doğru açılım olabilir ama hareketlilik ve voltaj, Afrika ritimleri ve gizem; bu kez benim hoşuma gitmedi. Eski kayıtlarını bu açılımdan yeniden dinlemek, başka bir bakış açısı kazandırıyor, o ayrı.

Hala Björk'ün en güzel stüdyo albümünün Post, en başarılı albümünün Homogenic ve en beğendiğim albümü ise Vespertine'de ısrarlıyım. Live Box Set ise apayrı bir lezzet...

21 Ağustos 2009 Cuma

Marcos Bernstein - Karşı Daire

Daha önce bu filme rastlamış ama DVD'sini izleyememiştim. Oldukça ilginç, başarılı bir gerilim sandım. Halbu ki hiç öyle değil. "Hitchcock çok beğenirdi" etiketi tamamen boş. Sinemadan anlamayan birinin yorumu belli ki. 2 yıldız. O da başrol kadın oyuncusu, Regina için.

Ferzan Özpetek - Mükemmel Bir Gün

Belki de Ferzan Özpetek'in en ilginç filmi. En kısa konulu, en bütün filmi. Harem Suare hariç tüm filmlerini izledim. Bu daha ona ait değilmiş gibi duruyor (en azından uyarlama bir senaryo). Çünkü Ferzan Özpetek filmlerinde şiddet yer almaz (Cahil Periler, araba çarpma sahnesi hariç).

Bu film paranoyanın insanı nasıl cinnet geçirteceğine kadar götürüp, bir aile faciasına neden olması ile sonuçlanıyor. Biten evliliği bir türlü kabullenemeyen takıntılı baba, fişi çekiyor.

İsmi ile dalga geçer gibi, "Mükemmel Bir Gün" aslında acıdan, ızdıraptan ibaret bir günü, gelen günü bize sunuyor. Öyle sunuyor ki, zamanla kesişen kişiler ve yollar, ikili (ki genelede aynı cinsin) ilişkiler; sanki bir erkek bir kadın yürüyormuş gibi. Hele tarot falı bakan Anaanne'li sahneye hala çok gülüyorum. İnsan bazen görmek için şok yaşamalı diyorum.

Artık Ferzan Özpetek sinemasını sev(e)miyorum. Neden mi, zira Cahil Periler'e kadar koruduğu gizemli eşcinsel kimliğini, bu filmden sonra ifşa etti. Ve bu zamana kadar bu cinse yakınlaşıp, çok güzel anlatım yapan bir Pedro Almodovar vardı, bir de kendisi. Ama Saturno Contro'yu izledikten sonra (ki ordaki vurdumduymaz Roberta'ya aşık olmuştum), onun filmlerinde gördüğüm eşcinsel karakterler bana artık zorlama gibi gelmeye başladı. Belki her filminde buna benzer bir konu işlediği içindir (Kutsal Yürek ve Mükemmel Bir Gün hariç).

İsabella Ferrari, taş gibi kadın. Modern Dünyanın acıların kadını rolünü de gayet iyi oynuyor. Gerçekten insana ilham ve yaşama enerjisi aşılıyor. Ferzan Özpetek'te bunu yansıtmayı çok iyi başarıyor. Oyuncu seçimi, mekan seçimi çok başarılı. En büyük başarısı da buradan geliyor Ferzan Özpetek'in zaten.

Kitabını okumadım ama, film iç karartıcı, kabul edilmemeci bir tarz ile bitiyor. Biraz Gasper Noe gibi "Noir" ve biraz da bire bir "Real".

3 yıldız.

20 Ağustos 2009 Perşembe

Richard Marquand - Return of the Jedi

3 yıldız... Mark Hamill'i "Rahip" misali siyah Jedi halinde hiç beğenmedim. Çok uyuşuk duruyordu. Hikaye de biraz zorlama duruyor(du). Darth Vader'ın "İmparator" gibi Sith'leşmiş beyaz yüzü ve sonunda iyiliğe yenilmesini de hiç beğenmedim. 1997'de TV'deki Pepsi reklamlarını hatırladım da, Pepsi'yi sinemada höpürterek içen sinema seyircisinin kolasını sıkıp-sıkıştırıyordu Darth Vader. Tüm zaamnların en hatırlanır kötü rollerindne biri. O hayranlık etme biçimi ile ilk 2 film sizi gayet heyecanlandırıyor. Ayrıca ilk filmdeki Disko topu misali küre bir uzay gemisi fikri mükemmmel, mühtiş, başka ne denir bilmem!

9 Ağustos 2009 Pazar

Madonna - Celebration

Yeni kayıt "Celebration" pek mühim şarkı değil. Ama "lay lay lom" usulü akılda kalıcı şarkılardan. Benny Benassi edit'i hoşuma gitti.

2 Ağustos 2009 Pazar

Madonna - Music

2000'lerde dinlediğim etki o kadar büyükmüş ki, hala o etkiyi bulabiliyorum. Orijinal CD'yi dinleyince sesler daha bir güzel ve Mirwais ile yaratılan şarkılar daha bir ufuk açıcı. William Orbit desteği ile de çok ta radikalleşmeden "Ray of Light", "Beautiful Stranger" havası korunmuş.

Blade Runner 2049

yazıyı buraya yazma: 14 Mayıs 2018. / son düzeltme: 29 Mayıs 2018. Uyarı: -- Yazı sonunda küfür var. -- Sürpriz bozucu detay, sanırım yo...