Güneşin yoğun ve sıcak olduğu bir gündü... Akşam vakti, saat 17:30 civari, bir sandalye kapıp, PC'im ile balkona çıktım.
Oradan yazıyorum...
Kızgın Boğa / Raging Bull filmini izledim sonunda.
Seçimler bitti, sonunda! Ve yeni bir pazartesi ile haftaya başladık...
Kapı çalıyor...
Geri döndüm... Seçimleri kim kazanmış tartışıla dursun, hiç umrumda değil. Hala basit sayma yöntemleri ile seçim yapılıyorsa, en azından bu sefer boyanmadık; kimin kazanacağı ne kadar adil olacak? O sandık sana çalısın, bu sandık bana çalınsın; resmen makara. Millet daha adını yazmayı bilemiyor, nasıl oy kullanacak? Evet, evet, şaşırmayın; bir çok kişinin 3-4 kredi kartı var ama adını yazmayı bilmiyor.
Raging Bull filmi, siz sağ sola bakınırken, gelip size iki yumruk indiren bir film. Muhammed Ali'nin "Kelebek gibi uçarım, Arı gibi sokarım" benzetmesi gibi.
Robert De Niro, cidden nefis. Hem boksör olarak hem sapık, şüpheci aşık olarak. Maço erkekliğin tavanı. O dönem için makul karşılanan erkek üstünlüğü, "kadın sus, yersin yumruğu" anlayışı -ki günümüz Türkiye'si hala bu- çok başarılı. Stil ve konsept olarak başarılı; diğerini övmüyorum, yalış anlaşılmasın.
Filmin kurgusu, özellikle ilişki yaşantılarında ilerlerken, birden rakibine bir yumruk indiren boksr seklinde sizi "Aaa, olamaz. resmen dayak yiyor adam!" diye ağzı açık bırakıp, Luna Park'taki trenlerdesiniz ve aşağıya doğru geçiş yapmışsınız gibi hissettiriyor.
Koca kafalı La Motta'nın menajeri ve kardeşi -ikinci koca kafa- rolünde harikalar yaratan ve kardeş olduklarına inanacağınız kadar iyi oynayan Joe Perci muhteşem. Bir sonraki filmi ile zaten Oscar'ı kaptı.
Vicky Cristina Barcelena'dan önceki Vicky; Bir Marilyn Monroe gibi; kötü, maço erkeklerin yanında takılan sarışın, vamp, masum bakışlı, orta şişman Vicky... Kariyerinin en iyi rolünü oynayp, o da Oscar adayı olmuş. Yediği dayaklar karşında hak ediyor, sonuna kadar. Şimdi kalkıp Nicole Kidman'a ya da hım... kim desek başka, Scarlett Johansson'a pat pat tokap attın, hiç tepki vermiycek. Kızarmayacak bile... hiç sanmıyorum. Otup, ağlar hemen...
Film görüntüleri ile de muhteşem. Siyah-Beyaz derken yer yer renkli. O zamanın zor şartlarını, bilgisayarsız, iPod'suz, iPhone'suz dünyasında, sadece üstündeki yeni moda kıyafet, yeni otomobilin ya da yeni plaj mekanın, yeni içtiğin milk shake'in ile meşhur olduğu bir dünya... Bu yüzden kişiler, asıl kimlikleri ya da oynadıkları oyunculuk; saf-i oyunculuk ile meşhurlar...
Bu yüzden Robert De Niro'yu çok girişken ve vizyon sahibi bir oyuncu olarak sevdim. Taksi Şöförü'nde de öyle... Gençken bu kadar cesaretli ve çalışkan olmasını çok sevdim... Herhalde o zaman bu da modaydı :')
Kızgın Boğa, En iyi Film adayı dahil 8 Oscar adayı olsa da, 2 ödül kazandı.